4 sene okuduğum sınıfta tanıyıp selamlaştığım insan sayısı zaten 4. bunlardan biri de beni kına gecesine çağırmış. ben bi garip oldum. dedim zaten kaç kişi tanıyorum okuldan. o kadar çağırmış, gideyim bari düğününe dedim. sonra düğün çok masraflı olur, param yok, işim yok. ben kınaya gideyim. hem onu düşünüyorum hem de para harcamak istemiyorum gibi yaparım dedim.
elimde kalan o 4 kişiyi kaybetmek istemiyorum. çünkü sokakta bi yerde karşılaşınca çok güzel oluyor. bunun hastasıyım işte.
3sene okuduğum liseden aklımda kalan insan sayısı 6 falandır. yani saymadım şimdi de, 10 kesinlikle değil. zaten hafızam bok gibi. hatırlamıyorum insanları. hiç.
geçen annemlerin yanına gittiğimde biri geldi, baktı böyle. aa lise arkadaşım. bi de o zamanlarda sevdiğim bi eleman. "ben seni tanıyorum." diyebildim. yani zaten olayın ana fikri o. onu tanıyorum. benim için önem arz eden kısmı da bu. onu tanıyor oluşum. tabi beni hatırlıyor oluşunun önemi de ayrı.
tabi bende sosyal hayat pratiği olmayınca tabi diyalog ilerletemedim bir süre. sonra ona "karşılaştığımıza çok sevindim, gerçi belli edemedim falan ama..." dedim. son kısımlar biraz ağzımın içinde yuvarlandı gibi oldu. yani umarım gerçekten de yuvarlanmıştır.
onu görüşüme sevindiğimi belli edemediğim için hayıflanmam ve bunu ona belirtmem... ahahah belli edemedim ne ya? ama gerçekten sevindim. hatta anneme "bak bu lütfü, benim liseden arkadaşım." diye tanıştırdım mal bulmuş mağribi gibi. içerik analizi gibi bir ders almış olsaydım, belki mal bulmuş mağribi lafındaki olması muhtemel ırkçı tutumu hemen yakalayabilir ve daha net anlayabilirdim.
