28 Eylül 2011 Çarşamba

4 sene okuduğum sınıfta tanıyıp selamlaştığım insan sayısı zaten 4. bunlardan biri de beni kına gecesine çağırmış. ben bi garip oldum. dedim zaten kaç kişi tanıyorum okuldan. o kadar çağırmış, gideyim bari düğününe dedim. sonra düğün çok masraflı olur, param yok, işim yok. ben kınaya gideyim. hem onu düşünüyorum hem de para harcamak istemiyorum gibi yaparım dedim.

elimde kalan o 4 kişiyi kaybetmek istemiyorum. çünkü sokakta bi yerde karşılaşınca çok güzel oluyor. bunun hastasıyım işte.

3sene okuduğum liseden aklımda kalan insan sayısı 6 falandır. yani saymadım şimdi de, 10 kesinlikle değil. zaten hafızam bok gibi. hatırlamıyorum insanları. hiç.

geçen annemlerin yanına gittiğimde biri geldi, baktı böyle. aa lise arkadaşım. bi de o zamanlarda sevdiğim bi eleman. "ben seni tanıyorum." diyebildim. yani zaten olayın ana fikri o. onu tanıyorum. benim için önem arz eden kısmı da bu. onu tanıyor oluşum. tabi beni hatırlıyor oluşunun önemi de ayrı.

tabi bende sosyal hayat pratiği olmayınca tabi diyalog ilerletemedim bir süre. sonra ona "karşılaştığımıza çok sevindim, gerçi belli edemedim falan ama..." dedim. son kısımlar biraz ağzımın içinde yuvarlandı gibi oldu. yani umarım gerçekten de yuvarlanmıştır.

onu görüşüme sevindiğimi belli edemediğim için hayıflanmam ve bunu ona belirtmem... ahahah belli edemedim ne ya? ama gerçekten sevindim. hatta anneme "bak bu lütfü, benim liseden arkadaşım." diye tanıştırdım mal bulmuş mağribi gibi. içerik analizi gibi bir ders almış olsaydım, belki mal bulmuş mağribi lafındaki olması muhtemel ırkçı tutumu hemen yakalayabilir ve daha net anlayabilirdim.
Eski blogumda yer alan yazıları buldum. Garip bir şey böyle eskileri karıştırmak. Ne çok olay varmış eskilerde. Uzun bir süredir sıkılmak var, anlatılacak da bişey yok. Sıkıcı ve nereden baksan zorlama koşturmalar var şimdi. O yüzden tam durum ne anlayamıyorum.

Baya güzelmiş eskiden ama. Zaten olaylar olaylar aman danrım. Her gün ihtiras, her gün entrika... Hayır tam öyle değilmiş aslında; ama biraz öyleymiş de...

Ukulele almıştım ben, ama çalamıyorum hala. Evde iki gitar çalıcı var. İkisinin de kendine göre bir müzik geçmişleri var. Ama ben ukulele çalamıyorum. Şarkıda yer alan tüm akorlara basabilmek; ama o akorları birleştirip şarkı yapamamak ne garip.

Bi de Emrah'ın yanında da hiç çalasım yok. Nedense utanıyorum ondan. Ben tuhaf sesler çıkarırken ukuleleden, o yanımda olmasın istiyorum. Ama aynı evin içinde gidecek yer de yok. Bilemiyorum nasıl çözelim o işi?

Üzerine uğraşmayı da kendime yediremiyor muyum ne, anlamadım. Emrah diyor ki, "Öyle hemen olmaz, sürekli çalışman gerek. Yapamıyorum deme" falan diyor. O öyle dedikçe iyice utanıyorum, iyice gıcık oluyorum. Nasıl olmaz ya, oysa benim onu elime alıp, şöyle bi çevirip, iki tıngırdatıp sonra da baya beirut'tan postcard from italy falan çalıyor olmam gerekirdi. Çünkü Emrah tam olarak böyle yaptı. Benim de kafamda kurduğum tam olarak da bu.

Hep söylediğim gibi, çok güzel adamlar çok güzel kadınlarla, çok güzel olması kuvvetle muhtemel bir gemiye binip gitmişler. Hazzo Pulo kan ağlıyor.

Hazzo Pulo iyice garip bi yer oldu çıktı. Küçük bir avluda üç farklı işletme. Kucak kucağa oturan ve bunu olgunlukla karşılayan yığınla insan ve sıfır güzel adam. Bu gün güzel adam hiç bir yerde yoktu. Niye ki?

Ayrıca beğendiğim erkeklere "Burak Sergen'in İstanbul Kanatlarımın Altında'daki Haliyle" (tamlama bu) güreş tutturma hayalim varmış. Bu da iyice su yüzüne çıktı. İyice saçma biri oldum çıktım. Arkadaşlarım doğuruyor, niye ki?

Emrah baya beğendiğim bir erkek fakat.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bir insanın hayata nereden nasıl başladığıyla, nerede nasıl sürdürdüğü arasındaki fark herkes için çok alt üst edici olabiliyor.

21 Mart 2011 Pazartesi

emrah'ı anlatabilecek kadar çok kelime bilseydim keşke.

17 Şubat 2011 Perşembe

insanlara neler oluyor?

Böyle temennilerde bulunacak kadar kafayı yemek... Feysbuku bir açtım. Bir de ne göreyim?



Çok sevdiğim insanlar üzülmüşler aşağıdaki yazıya. Paylaşılamamış sevgim. "Ceren" yazısını görünce çok üzüldüm diyeni var ki hikayesi çok komik. Sonuç olarak çok fazla sevdiğim insan sayısı çok fazla. Yazıdaki şahıs, çok özlenen kontenjanından böyle özel bir ilgi görüyor :) Fakat ben yine de özlemek taraftarı değilim.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Bu hayal, gücünü kamçılar

Böyle olacağı gerçekten aklıma gelmezdi. Böyle sinsi ve pis bir plana kurban gideceğimi bilemezdim. Fakat oluyor. Neler olmuyor ki ciğerparem şu hayatta.

Geçkin ergen zihin Cezmi Ersöz'ü en çok şimdi anlamak istiyorum. En çok seni özlüyorum, o yüzden açık ara en sevdiğim insan senmişsin gibi geliyor. Bence sen de bu sırrı çözdün. Tüm yaptıkların bu yüzden. Kurban gittiğim sinsi plan bu. Kendini çok özleterek, hayatımda ennnn sevdiğim insan olmak. İnsanlardan biri demiyorum bak. Direkt en sevdiğim tek insan. Benim anam var babam var, kardeşim, sevgilim, çok kıyak bir sürü arkadaşım var olum. Onlardan çalıyorum lan senin yüzünden.

Oysa en içli aşk mektuplarının cevabını sana veresim vardı. Bence çirkinleşmenin yeri zamanı değil.

İncirli durağından bindiğim minibüsten nerede ineceğimi bir hatırlasam, çektiğim tüm şu acıya kendi ellerimle son vereceğim.

O yüzden seni ilk gördüğüm yerde yine çok sinirlenip sürekli sana sataşacağım. Napiim, ilkokulda aşık olunan kızın saçı çekilirdi. Öyle kodladım kafama ben sevmeyi falan. Hoşlanıyorsam saç çekerim, iyice aşıksam saçından tutup yerlerde sürüklerim, duruma göre belki tekmelerim de.

Sanırım sana aşık oldum Ceren, sevgilime bile böyle laflar etmedim lan ben. Adi!